1. Namazların kılınabileceği vakitler ve kerahat vakitleri

    namaz kerahat vakitleri


  2. Cemaatle namaz nasıl kılınır?

    Cemaatle namazın geçerli olması için imama uyacak olan kişinin en azından kalbiyle imama uymaya niyet etmelidir. Niyetini dili ile söylemesi ise müstehaptır. Niyetten sonra ara vermeden namaza başlanması gerekir (Fetavay-ı Hindiyye, I, 67). İmama uyan kişi (muktedi) rüku, rükudan doğrulma, secdeye varma ve secdeden kalkma gibi fiillerinde imama iştirak eder; bu fiilleri imamdan önce yapmaz, kıraat (Fatiha ve zammı süre) dışındaki iftitah ve intikal tekbirleri, rüku ve secde tesbihleri, son oturuşlardaki salatü selamları, Sübhaneke ve Tahiyyat dualarını tek başına kıldığı namazlarda okuduğu gibi okur (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 316).
    Kaynak: https://kurul.diyanet.gov.tr/sorusor/SoruAra.aspx

    Örnek olarak öğle namazının farzının cemaatle nasıl kılınacağını görelim:

    1)  “Niyet ettim Allah rızası için bugünkü öğle namazının farzını kılmaya, uydum imama”. Cemaatle kılınan bütün namazlarda imama uyan kimse niyetin sonuna “uydum imama” cümlesini ilâve eder.

    2) İmam tekbir alınca cemaat de peşinden “Allahü Ekber” diye tekbir alarak ellerini bağlar ve gizliceSübhaneke”yi okuyup susar. Cemaat bundan başka rek’atların hiç birinde ayakta bir şey okumaz. Sadece İmam fatihayı açıktan okuduğu zaman cemaat sonunda gizlice âmin der.

    3) Rükûa varınca cemaat burada, üç kere “Sübhâne Rabbiye’l-azim” der. İmam,”Semiallâhü limen hamideh” diyerek ayağa kalkınca cemaat ayakta “Rabbenâ leke’l-hamd” der.
    Secdelerde de üçer kere “Sübhâne Rabbiye’l-â’lâ” söyler.

    4) Oturuşlarda imamla birlikte cemaat da “Ettehiyyatü, Allâhümme salli, Allâhümme barik, Rabbenâ âtina ve Rabbenağfirlî” dualarını okur ve yine imamla beraber selâm verir.

    İmamın peşinde cemaatle namaz kılan kimse imamı takip edecek, ondan öne geçmeyecektir.
    Bir rek’atın rükûunda imam rükûdan henüz doğrulmadan niyet edip tekbir alan ve rükûda imama uymuş olan kimse o rek’ata yetişmiş sayılır.

    “Sübhâne rabbiye’l-azîm” Anlamı: Büyük Rabbim (her türlü kusurdan) münezzehtir.
    “Sübhâne Rabbiye’l-a’lâ” Anlamı: Ulu Rabbim (her çeşit kusurdan) münezzehtir.
    “semi’allâhü limen hamideh” Anlamı: her tür övgü kendisine ait olan Allah işitti.
    “Rabbenâ leke’l-hamd” Anlamı: ey Rabbimiz! Her türlü övgü sana mahsustur.
    www.iyiyol.com/namaz-dualari-ve-anlamlari/

    Tek başına kılınış ve sünnet namazlar için özet tablo: http://www.iyiyol.com/namaz-ozet-tablo/
    Cuma namazı için özet tablo: http://www.iyiyol.com/cuma-namazinin-kilinisi-tablo/

    Lütfen en doğru din bilgisini size en yakın diyanet görevlilerine sorarak yada güvenilir dini kitaplar okuyarak öğreniniz. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Yanlışımız varsa affola…


  3. İmama uyan biri fatiha okuyabilir mi?

    Hanefi mezhebine göre cemaatle namaz kılarken, imama uyan kimse Fatiha’yı ve ardından okunan ayet veya sureyi imam ile birlikte okumaz. İmama uyan cemaatten, namazda Kur’an okuma yükümlülüğü tamamen düşer (Mevsıli, el-İhtiyar, I, 50). Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre ise okuma yükümlülüğü tamamen düşmez. İmama uyan kişi, imamın sessiz okuduğu namazlarda, namaz başından itibaren Fatiha ve sureyi okur. Sesli okunan namazlarda ise, imamın Fatiha’yı bitirip kısa ara vermesi esnasında sadece Fatiha’yı okur. (Hatib Şirbini, Muğni’l-Muhtac, I, 160-161). Hanefiler, “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyiniz ve susunuz ki merhamet olunasınız” (A’raf, 7/204) ayetini ve “Kim imamın arkasında namaz kılarsa, imamın kıraati onun da kıraatidir” (İbn Mace, İkametü’s-salat, 13), “İmam, kendisine uyulmak için öne geçirilmiştir” (Buhari, Salat, 18), “İmam okuyunca susun” (İbn Mace, İkametü’s-salat, 13) gibi hadisleri delil kabul etmektedirler. Şafiiler ise “Fatiha’yı okumayanın namazı yoktur” (Müslim, Salat, 34) hadisi ve benzerlerinin genel anlamına itibar etmektedirler.

    https://kurul.diyanet.gov.tr/sorusor/SoruAra.aspx


  4. Cuma Namazının Kılınışı Tablo

    cuma namazı kılınışı

    Lütfen en doğru din bilgisini size en yakın diyanet görevlilerine sorarak yada güvenilir dini kitaplar okuyarak öğreniniz. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Yanlışımız varsa affola…


  5. Oruç ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

    I. ORUÇ İBADETİNİN HİKMET VE FAYDALARI
    Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslam bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yö- nelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu inkar edilemez bir gerçektir.
    İslami öğretinin kendilerine yüklediği görev gereği İslam alimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilme- sine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmak- la yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.
    Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı…” (Bakara, 2,/183) şeklinde ifade edilmektedir.
    Oruç ibadeti kanaatkarlığımızı güçlendirir. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu an- lar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Ka- naat bitmeyen bir hazinedir (Beyhakî, “Zühd”, 2/88)” sözü, müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen in- san, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahru- miyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün “iktisat eden geçim sıkıntısı çekmez” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331) müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.
    Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayata çe- kidüzen verme imkanı tanır.
    Oruç ayı olan Ramazan Ayı, kulun Rabbine ilti- ca ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle dolu- dur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkanı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle insan, Kur’an’dan daha çok haz alır, onu daha derinden ve bilinçle dinleyip anlama imkanını elde eder. Oruç bedenin zekatı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların def’i için metabolizmaya bü- yük bir imkan sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine beden- lerimiz sağlık bulur. (Taberani, Mu’cemu’l-Ev- sat, VIII, 174) Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanla- ra dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza dinlerini, havasını teneffüs ede- rek, yaşayarak öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır Ramazan…
    (devamını okuyun…)


  6. Zekat ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

    I. ZEKÂT
    İbadetler Allah rızası için yapılır. Allah’tan başkası adına ibadet yapılamayacağı gibi, Allah rızası dışında başka bir amaçla da ibadet yapılamaz. Al- lah rızası için yapılan ibadetlerin maddî ve manevî hayatımız üzerinde çok olumlu etkileri vardır: Allah’ı anma vesilesi (Tâhâ, 20/14) olan Ibadet- ler; her şeyden önce müminlere Allah katında değer kazandırır. (Furkan, 25/77) Imanımızın olgunlaşmasını, ruhlarımızın yücelmesini, kalp- lerimizde Allah sevgisinin yerleşip yeşermesini sağlar. Bizleri kötü düşüncelerden, her türlü za- rarlı alışkanlıklardan, çirkin iş ve günahlardan, yanlış söz ve davranışlardan uzaklaştırıp (Anke- but, 29/45) ahlakî güzelliğe kavuşturur. Kalpleri- mizi çeşitli sıkıntılardan, üzüntülerden ve stresten korur. Gönüllerimize huzur ve mutluluk verir. (Ra’d, 13/28) Yaratılışımızda mevcut olan aşırı duygu ve eğilimleri frenleyerek, hayatımıza düzen ve istikrar getirir. Konumuzu teşkil eden zekât da hayatımızı anlamlı kılan, bize rabbimizin sevgi ve rızasını kazandıran, bireysel ve toplumsal hayatımızda çok önemli yeri ve olumlu etkileri olan ibadetlerimizden biridir.
    (devamını okuyun…)


  7. Sünnet namazların dayanağı

    Hz. Peygamber (s.a.s.), bizzat kendisi farz namazlarla birlikte, onlara bitişik olan sünnet namazları da kılmış ve ümmetine de kılmalarını tavsiye etmiştir.

    Bir hadislerinde: “Her gün sabah namazından önce iki, öğleden önce dört, sonra iki, akşamdan sonra iki ve yatsıdan sonra iki olmak üzere 12 rekât nafile namaz kılmaya devam eden kişiye, yüce Allah cennette bir köşk inşa eder.” (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 101) buyurmuştur. İkindi namazı ile ilgili olarak da “İkindiden önce dört rekât namaz kılana Allah merhamet etsin” (Ebû Dâvûd, Tatavvu 8) demiştir.

    Bir başka hadislerinde de: “Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazı tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi halde şöyle denilir: Bakın bakalım, bunun nafile namazı var mıdır? Eğer nafile namazları varsa, farzların eksiği bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (Ebû Dâvûd, Salât, 145; Tirmizî, Salât, 188) buyurmuştur.

    kaynakça: http://kurul.diyanet.gov.tr/sorusor/konularagore.aspx?altkonu=117&konuindex=fce1d4


  8. Namazda dudaklar hiç kıpırdatılmadan yapılan kıraat

    Konuşabilen kişinin namazda Fatiha ve diğer sureleri, dili kıpırdatmaksızın ve ses çıkartmaksızın zihinden tekrarlaması okuma (kıraat) sayılmaz. Böyle yapmakla namazın rüknü olan kıraat yerine getirilmiş olmaz. Kişinin kendi duyabileceği bir sesle, fısıldar gibi, harfleri yerlerinden çıkartarak ve eğer yanında başkaları varsa onları rahatsız etmeyecek bir şekilde okuması gerekir (Merğînânî, el-Hidâye, I, 54).

     

    kaynakça: http://kurul.diyanet.gov.tr/sorusor/konularagore.aspx?altkonu=117&konuindex=fce1d4


  9. Kurbanın dini dayanağı

    Kurbanın meşru oluşu Kur’an-ı Kerim, Sünnet, İslam âlimleri ve İslam ümmetinin görüş birliği (icmâ) ile sabit bir ibadettir. Kurbanın meşru bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de deliller mevcuttur. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in yerine bir kurbanın, Allah tarafından kendilerine fidye (kurban) olarak verildiği açıkça bildirilmektedir (Sâffât, 37/107).

    Kurban’ın meşruiyetine işaret eden başka ayetler de vardır: “Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (Hacc, 22/28) “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık.” (Hacc, 22/34) “Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.”, “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc, 22/36-37)

    Bu ayetlerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için kesilen hayvanlar olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. Et ve kanların Allah’a ulaşamayacağının, asıl olanın ihlâs ve takva olduğunun bizzat ayetin metninde yer alması bunu açıkça ortaya koymaktadır.

    Hz. Peygamber (s.a.s.) de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de kurban kesmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, meşru kılınmasından itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kestiği bilinmektedir (Tirmizî, Edahî 11; bkz. Buhârî, Hac, 117, 119; Müslim, Edâhî 17).

    Sahih hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerde, Hz. Peygamber (s.a.s.), kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın boynuzu, tırnağı da dâhil olmak üzere her şeyinin kişinin hayır hanesine yazılacağını ifade edip; bu ibadetin Allah rızası için yapılmasını tavsiye etmiştir (Tirmizî, Edâhî 1; İbn Mâce, Edâhî 3).

    Hicretin ikinci yılından itibaren bugüne kadar bütün Müslümanların kurban kesmeleri, bu konuda bir icma-ı ümmet olduğunu göstermektedir (İbn Kudâme, Muğnî, Beyrut, XI, 95).

    kaynakça: http://kurul.diyanet.gov.tr/sorusor/duyurular.aspx?haber=62#div62


  10. Güzel Dualar

    Allah’ım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lutfettiğin afiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezadan ve Senin gazabını üzerime çekecek her şeyden Sana sığınırım. Hz. Muhammed (s.a.s.)

    Allah’ım! Seni anmak, Sana şükretmek ve Sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et. Hz. Muhammed (s.a.s.)

    Ey Allah’ım! Kötü ahlaklı olmaktan, kötü işler yapmaktan ve yanlış inançlara sapmaktan Sana sığınırım. Hz. Muhammed (s.a.s.)

    Allah’ım! Kederden ve üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve insanların kahrından Sana sığınırım. Hz. Muhammed (s.a.s.)
    (devamını okuyun…)